“Tarihsel bir mücadelenin simgesi olan 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, sadece bir kutlama değil, aynı zamanda kadınların yaşam hakkının korunması, ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal alandaki eşitlik taleplerimizi duyurduğumuz bir meydan okumadır.
Bugün, başta şehrimiz olmak üzere tüm dünyada artan kadın cinayetlerinin soğuk gerçekliğini hissederken, 8 Mart’ın, eşitlik, özgürlük ve haklarımız için verdiğimiz kararlı mücadeleyi sürdürmenin hayati önemini daha iyi kavrıyoruz. Nitekim insanın en temel ve en tabii hakkı, var oluşunu sürdürmesinin ilk şartı olan yaşama hakkının, günümüzde kadınlar için uğrunda mücadele edilmesi gereken bir hak olmasının üzüntüsü içerisindeyiz.
Kadınlar, tarihin her döneminde, toplumların ilerlemesi için vazgeçilmez birer güç olmuştur. Ancak, hala dünyada milyonlarca kadın, eşitsizlik, ayrımcılık ve şiddet gibi derin toplumsal sorunlarla mücadele etmektedir. Kadınların emeği, sadece evde ve işyerlerinde değil, aynı zamanda toplumun her alanında, daha güçlü, daha eşit bir dünya için hayati bir rol oynamaktadır. Kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması adına gerek ulusal gerekse uluslararası mekanizmaların işlevsel hale getirilmesi, şiddet mağduru kadınlar için daha güvenli ve ulaşılabilir bir sistem kurulması elzemdir.
Bu anlamda Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM), şiddet mağduru kadınlar için önemli bir sığınak olup, bu merkezlerin daha fazla yaygınlaştırılması ve ulaşılabilir olmasının sağlanması büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, bu merkezlere başvuran kadınların daha hızlı ve etkili bir şekilde destek alabilmesi için, her başvuruya avukat atanması sisteminin hayata geçirilmesi gerekmektedir. Hukuki süreçlerde kadınların yanında olunmalı, adaletin hızlı ve adil bir şekilde sağlanabilmesi adına devletin tüm imkanları seferber edilmelidir.
Ayrıca adli yardım sisteminin güçlendirilmesi ve her mağdur kadına ulaşılabilir kılınmasına da dikkat çekmek gerekmektedir. Adli yardımdan faydalanma şartlarının, mağduriyet yaşayan kadınlar açısından daha erişilebilir hale getirilmesi önemlidir. Adli yardımın daha geniş kitlelere sunulması, şiddet mağduru kadınların yargı sürecinde daha güçlü bir şekilde haklarını savunabilmelerine olanak tanıyacaktır.
Bir diğer önemli konu ise kadınların iş hayatında karşılaştıkları zorluklar ve istihdam edilmeleri önündeki engellerin doğru bir şekilde tespit edilmesi ve sorunların çözümü adına somut adımlar atılması gerektiğidir. Bu anlamda kadın girişimciliğin desteklenmesi, kadınların her sektörde ve pozisyonda yer alabilmesi için cinsiyetçi stereotiplere son verilmesi, eşit ücretlendirme ve esnek çalışma saatleri politikalarının yaygınlaştırılması, çalışan annelerin, işlerine odaklanabilmeleri adına çocuklarını güvenle bırakabilecekleri kreş imkânlarının her iş yerinde zorunlu hale getirilmesi, aile içi eşitliğin sağlanması adına doğum sonrası babalara da çocuğun bakımı için babalık izni sürelerinin arttırılması, çalışma alanlarında kadınların hijyen kitlerine erişiminin sağlanması gibi düzenlemelerle kadınların iş gücüne katılımı ve ekonomik bağımsızlıkları artacak, toplumsal cinsiyet eşitliği güçlenecektir.
Bilindiği üzere evlenen kadının kocasının soyadını alacağını ancak evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadının önünde önceki soyadını da kullanabileceğini, kadının evlenmeden önceki soyadını evlendikten sonra tek başına kullanamayacağını öngören Türk Medeni Kanunu 187. maddesinin birinci cümlesi, “eşitlik” ilkesine aykırı bulunarak Anayasa Mahkemesi tarafından 28/04/2023 tarihinde iptal edilmiş ve yasadaki boşluğun doldurulması adına TBMM’ye 9 aylık süre tanınmıştır. Söz konusu süre 28/01/2024 tarihinde dolmuş olmasına rağmen meclis tarafından bu hususta bir düzenleme yapılmış değildir. Kadınların, evlenmeden önceki soyadlarını kullanma hakkı, onların kimliklerinin ve bireysel haklarının bir parçasıdır. Bu hakkın korunması, kadınların eşitlik ilkesine dayalı olarak kendi kimliklerini özgürce ifade etmelerini sağlayacak ve toplumsal eşitlik adına önemli bir adım olacaktır.
Eşit ve adil bir dünya mücadelemizde eğitimin yadsınamaz bir önemi olduğunun bilincindeyiz. Bu anlamda Milli Eğitim Temel Kanunu'nda yapılacak değişikliklerle, toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki eğitim faaliyetlerinin okullarda zorunlu hale getirilmesi gerekmektedir. Genç nesillere toplumsal cinsiyet eşitliği bilincinin aşılanması, uzun vadede daha adil ve eşitlikçi bir toplum inşa etmemize katkı sağlayacaktır.
Türk Medeni Kanun’un kabul edilişinin 99. yılında, Mustafa Kemal Atatürk’ ün “Şuna inanmak lazımdır ki, dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir. Toplumun başarısızlığının asıl sebebi kadınlara karşı olan bilgisizlikten gelir. Bir toplumun bir organı faaliyette iken diğer bir organı işlemez ise o toplum felç olur.” sözlerinden güç alarak, her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırıldığı bir gelecek inşa etmek için, Sakarya Barosu olarak “Hepimiz Sorumluyuz” sloganıyla çıktığımız bu yolda, hukuki mücadelemizi sürdürme kararlılığımızı yinelemekteyiz.”