Cevap: (Zekât malı), artan, çoğalan mal demektir. Bu da dört nevdir: Senenin yarıdan fazlasında, çayırda otlayan dört ayaklı, dişi erkek karışık, yahut yalnız dişi, (sâime) hayvanlar, ticaret için satın alınan mallar, altın ve gümüş eşya, topraktan çıkan gıda maddeleridir. Çayırda, yalnız erkek hayvanı olanlara ve katırı, eşeği olanlara, bunların zekâtlarını vermek farz değildir. Devenin, sığırın ve koyunun yavruları, büyükleri ile birlikte olunca, zekât hesabına katılırlar. Zekât, uşur, kefaret ve sadaka-i fıtır olarak verilecek mal yerine, bunların kıymetlerini de vermek câizdir. Şafiide câiz değildir. Zekât farz olduktan sonra, mal helâk olursa, sâkıt olur. Sâhibi telef ederse sâkıt olmaz.
Âkıl ve baliğ olan Müslümanın, tam mülkü olan ve helal yoldan gelmiş olan zekât malının miktarı, nisap miktarı olduktan bir sene sonra, bu mâlın belli miktarını sekiz sınıf Müslümandan bir veya birkaçına vermesine zekât denir. Verilen kimsenin Müslüman olması lâzımdır. Tam mülkü demek, kullanması mümkün ve câiz olan malı demektir. Satın alınan mal, söz kesilince mülk olur ise de, teslim alınmadan önce, kullanılması mümkün olmadığı için, tam mülk olmaz. Fakir, aldığını geri hediye ederse, verenin geri alması câiz olur. (İslâm Âhlâkı s. 293)