Hayat yolculuğunda birçok kişinin deneyimlediği bir durum: Yönsüz hissetmek ya da yönünü kaybetmek.

Hayatın direksiyonu genellikle üniversiteden sonra bize verilir ve “Hadi bakalım, şimdi kullanma sırası sende” denir.

O zamana kadar kendi kararlarında pek söz sahibi olmayan ben, kendini birden direksiyonda bulunca biraz afallar. Bu ilk şoku atlattıktan sonra insan en iyi bildiği şeyi yapmaya başlar. Devam etmek. O güne kadar direksiyon elinde olmasa da gaz pedalı genellikle ayağının altındadır. Çalışmayı, ilerlemeyi, devam etmeyi, koşturmayı biliyordur. Yön doğru mu diye sorgulamadan en iyi bildiğini yapar ve gaza basar.

Bu bazen kurumsal hayatın içinde çok çalışmaktır.

Bazen yüksek lisans, doktora yapmak. Bazense evlenip çocuk sahibi olmak.

Bazen de hepsini bir arada ya da art arda yapmaktır.

Genellikle bu gaza basma hali bir gün başını kaldırıp etraftaki manzarayı fark etme ile son bulur. Kişi en iyi bildiği şeyi o kadar yapmıştır ki direksiyonun kendinde olduğunun farkında olmadan sadece devam etmiştir.

An gelir “Burası neresi?” diye sorar.

Yaşamak istediğim yaşam bu mu?

Ben ne için çabalıyorum?

Bu hayat nereye gidiyor?

Ben gerçekte ne istiyorum?

Ben kimim?

Bu yaşadığım kimin hayatı?

Bu sorular ilk defa direksiyonun kendinde olduğunun farkındalığı ile gelen sorulardır. Yıllarca bunun farkında olmadan sürücü koltuğunda oturan kişi için bu durum, çok güçlü bir düşünce ve bu düşünceye bağlı duyguları tetikler. Bu durum yönsüz hissetmenin 1. Kademesidir. Bu aşamada kişi korku, kaygı, güvensizliği deneyimler.

Bu düşünce ve duygu ile geçtiği yolları hatırlar. Geçtiği yolların ezbere, yönlendirmeyle, koşullarla kat edilmiş yollar olduğunu fark eder. İşte bu yönsüz(lük) hissinin 2. Kademesidir. Şimdi korku, kaygı, güvensizliğin yanına pişmanlık eklenmiştir.

Bu hislerle sevdiklerine yakınlaşır. Eşine, arkadaşına, ailesine. Bir tarafı içinde olanı anlatmak ister, bir tarafı ise bu durumdan utanır.

Durumunu anlattığı kişilerden;

“Aman canım sen de abartıyorsun.”

“Herkese bunlar oluyor.”

“Sen bir tatile çık bir şeyin kalmaz.”

“Sen de kendine dert arıyorsun canım.” cümlelerini duyar.

Ve insan artık 3. Kademededir. Bunca duygu yetmiyormuş gibi bir de anlaşılamamak ve yalnızlık hissi eklenir.

Durum gittikçe içinden çıkılmaz hale gelmeye başlar.

Korku, kaygı, güvensizlik, pişmanlık, anlaşılamamak, yalnızlık. Artık bu hisler durmadan karamsar bir dünya çizmeye başlar. İnsan en iyi bildiği şeyi yapmaya çalışır. Çabalamak, kurtulmak, devam etmek. Onu buraya getirenin elindeki direksiyonu fark etmeden sadece çabalamak olduğunu unutup çıkmaya, kurtulmaya çalışır.

Ve çoğunlukla, kişi 4. Kademeye geçer. Çaresizlik.

İşte burası çıkışın başlaması için 5. Kademenin kapısıdır. Birçok kişi 5. Kademeye geçemez. Kendini, koşulları, çevresini suçlayarak içinde bulunduğu hayatı yaşamaya devam eder. Kendinden kaçmak için işine, çocuğuna, tatile, alışverişe, para harcamaya odaklanır. Bu durum tatminsiz bir hayat döngüsünün zincirleridir. Her eylem zincire kırılması zor bir halka daha ekler. Zincir bu halka ile biraz daha uzamıştır. Kişi kurtulacak zanneder sadece olan zincirin biraz daha uzamasının yarattığı hareket alanıdır. Tam bu noktada biraz daha çabalarsa olacak gibi gelir. Çünkü biraz daha uzağa hareket etmesi insana özgürlüğe yaklaştığı yanılsamasını yaratır. Biraz daha çaba, bir halka eklese de hisler, duygular ve çaresizlik sabit kalır.

İşte burası çoğunluk için hikayenin sonudur. Bundan sonrası kendini tekrar eden döngüdür.

Çok az kişi 5. Kademeye geçer. Çok az kişi bu adıma geçme çabasını gösterir. Çok az kişi gerçek çözüme devam eder.

5.Kademe ilk gün yapılması gerekendir. Aracın kontrolünün sizde olduğunu fark ettiğiniz ilk anda yapılması gereken. Çözüm o gün için de bugün için de aslında aynıdır. Direksiyonun ne işe yaradığını anlamak. Kontrolün ne kadarı bende, ne kadarı koşullarla şekilleniyor anlamaya çalışmak. Direksiyonun bende olmasının sonsuz bir kontrol yanılması yarattığının farkına varmak. Sürücüyü, aracı, gazı, freni, direksiyonu, vitesi, yolcuları, yükü, limitleri, manzarayı, rotayı, durakları, ihtiyaçları, yakıtı anlamaya çalışmak. Yolun bazen güzel manzaralar sunduğunu, bazen ise zorluklar getirdiğini fark etmek. Sürekli gaza basmanın yolculuk olmadığını idrak etmek.

Çok az insan hayat aracını gerçekten kullanır. Çoğunluk sadece gaza basar. Yolun keyfini ancak hayatı anlamak için çaba gösterenler yaşar. Çoğunluk ise hızın yarattığı heyecan peşinden koşar. Elde ettiğinde mutlu, edemediğinde mutsuz olur. Çok az insan yolun izin vermediği durumda durup dinlenmenin, sevdikleriyle zaman geçirmenin ve manzaranın keyfini çıkarır.

Hayat aracı gazdan ibaret değildir.

Fark etmeniz dilediğiyle. (Alıntıdır: Emre Peker)

Sağlıcakla kalın…